CUMHURİYET DÖNEMİ

CUMHURİYET DÖNEMİ

Karamanoğulları Beyliği yıkıldıktan sonra, Osmanlılar’ın devlet politikaları sonucu, Karamanlılar, başta Rumeli olmak üzere imparatorluğun değişik bölgelerine yerleştirilmişlerdir.

Ulu önder Atatürk’ün annesinin ailesi de, Kültür Bakanlığı yayınlarından Burhan Göksel tarafından yazılan “Atatürk’ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma” isimli eserin 6.7. ve 10. sayfalarında verilen bilgilere göre, Rumeli’ye göçmüş Karamanlılardandır.
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

OSMANLI- KARAMANOĞLU MÜNASEBETLERİ

OSMANLI- KARAMANOĞLU MÜNASEBETLERİ

Alâüddin Ali Bey (1357-1398): Halil Beyin oğludur. Tarihi olaylara nazaran cesur, azimli, mücadeleci bir hükümdardır. Karaman-oğullarının , Osmanlılarla olan münasebetleri ilk defa 1361’de başlamıştır. Alâüddin Ali Bey 1370 yılından önce Osmanlı hükümdarı Murad Hüdavendigâr’ın kızı Melek Hatun (Nefise Sultan) ile evlenmiştir. Bu evlilik Osmanlılarla Karamanlılar arasında bir barış dönemi yaşanmasına vesile olmuş ise de bu durum fazla devam etmemiş, Osmanlıların Anadolu’ya yayılarak Karaman hudutlarına dayanmaları Alâüddin Ali Bey’in endişe ile karışık düşmanlığına sebep olmuştur. Çünkü Osmanlilar, Germiyan-oglu topraklarinin bir kısmını çeyiz olarak, Hamid-ogullarinin bir kısım toprağını ise satın almak suretiyle topraklarina katmışlardır. Bu şekilde bir anda Osmanlilar ile hem-hudut olan Alâüddin Ali Bey, Beyşehri’ ne saldırmış ve bunun neticesi olarak ilk defa Osmanlılar ile savaşa sebebiyet vermiştir. Rumeli’den Anadolu’ya geçen I. Murad, güçlü bir orduyla Karaman üzerine yürümüş, Karaman-oğlunu mağlub ederek, Konya’da muhasara altına almışsa da, kızı Melek Hatun’ un ricası ile sulh yapılmıştır (1386).
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

BEYLİKLER DÖNEMİNDE KARAMAN

BEYLİKLER DÖNEMİNDE KARAMAN

Oğuzların Afşar boyuna mensup olan Karamanlıların Anadolu’ya ne zaman ve hangi yoldan geldikleri çok kesin olarak bilinemiyor. Oğuz boylarının muhtelif tarihlerde Anadolu’ya geldikleri ve yerleştirildikleri malumdur. Tarihçi Reşidüddin, Karaman ve Menteşeogullarının 20.000 çadır kadar kalabalık bir kütle halinde Tuğrul Bey ile birlikte Anadolu’ya geldiklerini, Tuğrul Beyin geri dönmesinden sonra burada kaldıklarını söyler. Karaman boylarının tarihini yazan Yercani, Anadolu’ya göçmeden önce Amu-Derya civarında yaşayan Karamanlıların, Şirvan yoluyla Anadolu’ya geldiğini anlatır. Anlaşılan odur ki Karaman boyu, diğer Oguz boyları gibi 13.yüzyılın başlarından itibaren etkisini gösteren Mogol istilası sırasında yaşadıkları bölgeleri terk ederek, Azerbaycan taraflarına gelmişler, bir kısmı buralarda kalmış, büyük bir ekseriyeti ise Anadolu’ya geçmiş ve bunlar Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubad tarafından 1228’ lerde Kamereddin İli adı verilen Ermenek taraflarına yerleştirilmişlerdir. Burası daha önceleri Ermenilerin elinde iken Alaeddin Keykubad tarafından fethedilmiştir.

Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

BİZANS ÇAĞI

BİZANS ÇAĞI

Karaman Çevresinde Orta Çağ Bizans Dönemine tarihlenen bir çok höyük ve örenyeri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri Derbe, Barata, Dalisandos, Germanicopolis, İrenopolis, Philadelpheia, Binbirkilise, Manazan Kaya Yerleşmesi, Davda Öreni, Laranda, Divle Köyü, Başharman Köyü, olarak sıralanabilir.

DERBE

Anadolu’da Hristiyanlığın yayılmasında büyük etkisi olan Pavlos tarafından 3 kez ziyaret edilen ve bir çok taraftar kazanılan Derbe Karaman İli, Ekinözü (Aşiran) Köyünün yaklaşık 5 km. kuzeyindeki Kerti Höyük olarak kabul edilmektedir. 450 X 250 m. Ölçülerindeki höyüğün yüzeyinde yapılan incelemelerde II. Bin, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarına ait çanak çömlek parçaları, bazı sikke örnekleri, kireç taşından bir kartal figürini v.b. buluntulara rastlanılmıştır. Höyük yüzeyinde planı ve devri tam olarak anlaşılamayan bazı yapıların mimari izlerini de görmek mümkündür.
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

ROMA ÇAĞI

ROMA ÇAĞI

Actium savaşından önce Octavia-nus’un tarafına geçen Amyntas’a M.Ö. 36 yılında Antonius tarafından Kleopatra’ya verilen Kilikia Trakheia (Dağlık Kilikya) M.Ö. 30 yılında ödül olarak verilmişti.

Fetihlerine devam eden vasal kral Amyntas, İsavria’yı sakinleştirmek, halkının direncini kırmak için, bu bölgenin müstahkem ve önemli kenti olan İsavra’yı tahrip etti ve bunun yakınında aynı adı taşıyan bir kralı ikametgah yaptırarak etrafını surlarla çevirttirmeye başladı. Pompeus’un küçük asyada yaptığı düzenlemeleri sırasında, Derbe ve Laranda’nın dahil olduğu güney Lykaonia’yı verdiği Antiparter fırsatları kendi yönünde değerlendirerek bir eşkiya şefi olmuştu. Amyntas onu da yenerek topraklarını ele geçirdi ve Pisidia’nin dogusunda yer alan Homanadlar halkı üzerine yürüdü.
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

HELENİSTİK ÇAĞ

HELENİSTİK ÇAĞ

Klasik Devirlerde Lykaonia bölgesi sınırları içerisinde yer alan şehrin adı Laranda’dır. M.Ö. 3.yüzyılın son çeyreğine doğru Büyük İskender tarafından alınan bölgenin içindedir. Büyük İskender’in ölümünden sonra bölge kentlerinin ayaklandığı anlaşılmaktadır. Diodoros’un anlattıklarından; Kappadokia’nın ele geçirilişinden sonra, yine kral 3. Filip ile birlikte, Perdikkas’in, Iskender’in sagliginda isyan ederek ve bölgelerine atanan Kilikia Satrabi Nikanoros’un oglu Balakros’u katleden Laranda ve Isavra kentlerine karşı bir ceza seferi yaptığını, bunlardan Laranda’nın ilk hücumda alındığını, Isavra halkının sonuna kadar direndiğini anlıyoruz. (Özsait M. Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Cilt 2, s.288)
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

DEMİR ÇAĞI

DEMİR ÇAĞI

Hititlerin Deniz Kavimleri tarafından yıkılması ile Anadoluda Demir Çağına geçilmiştir. Hitit İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Hitit Devletinin topraklarına batıdan trako-fryg kökenli boylar gelmiş ve onların baskısı sonucu halk Luvi kökenlilerin daha yoğun olduğu güney ve güneydoğuya doğru çekilmiştir.

Halkın bir bölümü Karaman Süleymanhacı Köyü yakınlarında yer alan Kızıldağ’a yerleşmiştir. Kızıldağ ve Karadağ üzerinde M.Ö. 10.yüzyıla tarihlenen hiyeroglif kitabeler ile Harttapus’un büyük bir kaya bloğu üzerine kazıma tekniğinde yapılmış rölyefi bulunmaktadır.
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

BRONZ ÇAĞI

BRONZ ÇAĞI

Karaman çevresinde yapılan araştırmalarda, Kalkolitik Çağı takip eden Bronz Çağı yerleşmelerinin sayısında artış gözlenmiştir. Bu durum bölgedeki nüfus artışiyla ilgili olmalıdır.

Bronz Çağı yerleşmelerinin özellikle Karaman’ın kuzey, kuzeydoğu ve kuzeybatı bölgelerinde yer alan ova bölümündeki höyüklerde yoğunlaştığı görülmektedir.
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

KALKOLİTİK ÇAĞ

KALKOLİTİK ÇAĞ

Karaman çevresinde yapılan araştırmalarda; Canhasan Köyünde yer alan Canhasan I Höyüğünde, Kılbasan yakınlarında yer alan Sısan Höyük’te, İslihisar Köyü içerisinde yer alan İslihisar Höyüğünde, İslihisar Yakınlarında yer alan Keperen Höyüğünde, Bölükyazı Köyü yakınlarında yer alan Koca Höyükte, Kisecik Kasabası yakınlarında yer alan Çoban Ali Höyüğünde, Dinek Köyü yakınlarında yer alan İbrahim Höyükte, Merkez İlçede yer alan Deliçay Höyüğünde, Ayrancı İlçesi Böğecik Köyü sınırları içerisinde Ak Göl ve Kreter Gölü kenarında ve Berendi Köyü Üç Delik Mevkiinde Kalkolitik Çağ yerleşme yerleri tespit edilmiştir.

Çoban Ali Höyüğünde, Deliçay Höyüğünde, Kreter Gölü ve Berendi Köyü Üç Delik Mevkiinde Kalkolitik Çağ’a tarihlendirilen obsidiyenden yapılmış değişik aletler ile Kalkolitik Çag’in karakteristik el yapımı, deve tüyü astarlı, geometrik kırmızı ve insize bezeli çanak çömlek parçaları bulunmuştur.

Bu bölgeler Kalkolitik Çağ adamının yaşamına uygun, avcılık ve toplayıcılık ekonomisinin yanısıra ilkel besin üretimi de yapılabilecek bölgelerdir. Berendi Köyü Üç Delik Mevkii Kalkolitik adamının sürekli oturabileceği bir yer konumunda değildir. Ancak yılın belli mevsimlerinde Kalkolitik Çağ toplulukları Buraya gelmiş, avlanma ve mevsimlik tarım faaliyetlerini gerçekleştirmiş olmalıdır. Ekolojik çevre bu tür faaliyetler için son derece uyumludur.

Bunlardan Canhasan I Höyüğünde kazı yapılmış olup diğer yerleşme yerleri yüzey buluntuları ile tespit edilmiştir.

CANHASAN I HÖYÜĞÜ

Canhasan I Höyüğünde David H. French başkanlığında yapılan kazılarda 1. ve 3. Tabakalar Kalkolitik Çağ’a tarihlendirilmiştir. Bunlardan en üstteki 1. Tabaka Son Kalkolitik, bunun altındaki 2. Tabakanın 2 A evresi 5 alt evresiyle Orta Kalkolitik, 2 B evresi ise 3 alt evresiyle İlk Kalkolitik, 2. Tabakanın altındaki 3. Tabaka da Kalkolitik Çağ yerleşmesinin en eski tabakası olarak tespit edilmiştir.

Canhasan I mimarisinde evler kerpiç kullanılarak, dikdörtgen veya kare odalı olarak inşa edilmiştir. İnşa tekniğinde ağaç destek ve payanda duvarları kullanılmıştır. Her evin kendine ait duvarları vardır. Evlerde duvar ve tabanlar çamur sıva ile sıvanmış, bazılarının üzerleri kırmızı aşı boyası ile boyanmıştır. Evler iki katlıdır. Genellikle bir odadan ibarettir. Evlerde ocaklar bulunmaktadır. Odalara giriş doğrudan tavandan yapılmaktadır. Alt katın tavanı üzerine ikinci bir kat hafif olarak inşa edilmekte, bu ikinci kat tavanın ancak bir kısmını işgal etmektedir.

Kalkolitik Çağ yapı katlarında; 2B evresinde gri veya açık siyah renkli zemin üzerine, kazıma tekniğinde motiflerle bezenmiş, motiflerin içi beyaz kaymak boya ile doldurulmuş, çanak çömlek, açik renk üzerine kirmizi renkte boya ile bezenmiş çanak çömlek ve koyu kahverengi veya koyu kirmizi renkte düz parlatilmiş çanak çömlek bol olarak kullanilmiştir. Bazilarında tutamaç vardır. Sepet kulplu bir örneğe de rastlanmıştır.

2B evresi M.Ö. 4900 yıllarında büyük bir yangınla sona ermiş, höyük terk edilmemiş, burada yaşayanlar tarafından yeniden inşa edilmiştir. Kazı başkanı tarafından 2A evresi olarak adlandırılan bu dönem M. Ö. 4900 - 4300 yıllarına tarih-lendirilmiştir. Bu evrede (2A) çanak çömleğin kalitesinde bir düşüş gözlenmiştir. Çanak çömlekte kazıma tekniği ortadan kalkmıştır. (Temizsoy İ. - Uysal V., Karaman 1987, s.2Cool

Küçük buluntular içinde; kıymetli taşlardan gerdanlık, midye kabuklarından kolyeler, kemikten yapılmış bilezik ve süs eşyaları ile figürinler yer alamaktadır.

Burada yaşayan insanlarin Yakin Dogu ve Mersin Bölgesi ile ilişkileri saptanmıştır. Tarıma ve hayvancılığa dayalı bir ekonomilerinin olduğu bilinmektedir.

Höyük M.Ö. 4300 tarihlerinde terk edilmiş, uzun süre boş kaldiktan sonra Bizans Çaginda yeniden yerleşime sahne olmuştur.

D. H. French’e göre Canhasan I Höyüğünde Neolitik Çağ buluntuları var, fakat bunlar düzensiz parçalar halinde ve insitu olmayan durumda (gerçek yerinde) bulunuyorlar. Onun için Canhasan I’in herhangi bir tabakasını Neolitik Çağ olarak tarihlendirmek olası değil.

Canhasan’dan ele geçen buluntular buluntu konumuna göre (insuti olup olmama) ve sağlamlık derecesine göre birden altıya kadar derecelendirilmiştir.

Birinci grupta yer alan eserler insuti olarak ele geçmiştir ve stratigrafi güvenlidir. Bu durum altıya kadar azalarak devam etmektedir. Altıncı grupta yer alan parçaların kesin durumu belli değildir. Ancak parçalar insitu olarak bulunan parçalara göre değerlendirilerek yerlerine koyulmuşlardir.

Canhasan I stratigrafisinde Erken, Orta, Geç Kalkolitik evreleri vardır. Kalkolitik Çağdan sonra Frig, Hellenistik ve Roma Çağları yoktur. Kalkolitik Çağ yerleşmesinden sonra Bizans Çağı gelmektedir.

Canhasan yayınında yer alan ve birinci grupta değerlendirilen eserler bir yapı içerisinde ve yapının tabanında ele geçmiş olan eserlerdir. 2 A tabakasında çok az insitu buluntu vardır. (French D.H. Canhasan Sites 1, 1998)

Başta da belirtildigi gibi esasen Canhasan Köyünde üç ayrı höyük bulunmaktadır. Bu höyükleri şöyle de tarihlendirmek olanaklıdır: Canhasan III Höyüğü Neolitik Çağ’da, Canhasan I Höyüğü Kalkolitik ve Bizans Çağlarında, Canhasan II Höyüğü de Roma ve Bizans Çağlarında yerleşime sahne olmuştur.

Etiketler:

NEOLİTİK ÇAĞ

NEOLİTİK ÇAĞ

PINARBAŞI

Karaman Çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda en eski yerleşme yeri olarak Süleymanhacı Köyünün 5,5 km. batısında yer alan Pınarbaşı yerleşmesi tespit edilmiştir. Burada yapılan yüzey araştırmalarında Epi Paleolitik Çağın mikrolitik alet endüstrisine rastlanılmıştır.

Pınarbaşı volkanik bir dağ olan Karadağ Kütlesinin kuzeybatıya olan çıkıntısı gibi görünen, kalker oluşumlu Bozdağ’ın kuzeybatı ucundadır. Yüzey buluntuları Bozdağ’ın bu bölümünü bir kuşak gibi dolanmaktadır. Asıl yerleşme günümüzde kısmen kurutulmuş olan Hotamış bataklığı kıyı çizgisi ile Bozdağ arasında yer almakta, bataklığın içine bir yarımada şeklinde uzanmaktadır. Yerleşmenin doğu sınırını oluşturan Bozdağ eteklerinde beş kaya sığınağı bulunmaktadır.
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:

Pınarbaşı (Karaman) Kazıları İle İlgili Rapor, Karaman 2003

Pınarbaşı (Karaman) Kazıları İle İlgili Rapor, Karaman 2003

Anadolu’da İlk insan yerleşimini M.Ö. 10.000′e çıkaran kazı

Pınarbaşı Projesi Liverpool Üniversitesi ve Karaman Müzesi’nin ortak bir projesidir. Karaman Müzesi müdürü Mehmet Doğan, müdür yardımcısı Müjgan Esim’e yardımları ve verdikleri destek için çok teşekkür ederiz. Profesör Trevor Watkins projenin yeniden hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.

En erken dönemlerdeki güney-batı Asya’da bulunan tarım toplumlarının kökenlerini araştırmak için Yakın Doğu’da, geniş bir alana yayılan insan topluluklarını içine alan bir süreci anlamak gereklidir. Anadolu Platosu’nun, en erken dönemlerdeki ilkel toplulukların atalarını barındıran Yakın Doğu’nun çoğu diğer bölgesine göre, belirgin farklılıklar gösteren çevresel özellikleri vardır. Aslında geç pleistosen (paleotik) dönemde, 10000 BP öncesinde, bu platoda yaşayan ilkel toplumlar hakkında kısıtlı bir bilgiye sahibiz. Acaba insanlar tarıma ve bağımsız olarak hayvancılığa çok farklı çevresel özellikleri olan bu platoda mı başladılar? Eğer böyle değilse, tarım bu bölgede nasıl gelişti? Eğer bu yerel gelişimlerin bir sonucu değilse, bu durum yeni çevresel koşullarda tarıma geçişin en erken göstergesi ve 3000 yıl içinde Avrupa’da tamamen tarım toplumlarının yerleşmesi ile sonuçlanacak olan batıya doğru geçişin ilk basamağı olabilir. Elimizdeki veriler, merkezi Anadolu platosu’nda, Aşıklı’da, MÖ 8000 yıl önce belirgin yerel özellileri olan yerleşik toplumlar tarafından tarım yapıldığını göstermektedir. Dolayısıyla, MÖ 9.binyıl, sedentizm, tarım ve büyük olasılıkla hayvancılığı anlamamız açısından hayati önemi olan bir dönemdir.

Pınarbaşı ilk defa, erken 20.yüzyıl’da bir Bizans yazıtı’nin varlığı nedeniyle arkeolojik bölge olarak tanınmıştır. David French 1970 yılında bölgeyi ziyaret etmiş ve gördüğü kalıntılardan yola cıkarak erken prehistorik döneme ait bir yerleşkenin varlığından şüphelenmiştir (French, kişisel iletişim). Bu raporun yazarı ve Profesör Watkins (Edinburg Universitesi) 1983’de Konya Ovası Projesi’nin keşif çalışmaları kapsamında bölgeyi ziyaret etmiştir. Kaçak kazı yapanların açtıkları çukurlarda görülen önemli miktarda mikrolitik araç içeren birikimler geç Pleistosen/erken Holsen yerleşimin bir göstergesi olarak yorumlanması açısından önemlidir. Bunun sonucunda, Profesor Watkins 1994 yılında burada kazı calışmalarını başlatmış ve daha sonra 1995 yılında kısa bir dönem devam etmiştir. Yapılan çalışmalar bölgede iki ana alan ortaya çıkarmıştır. Burada, içinde B Alanı yerleşiminin ve bunun az ötesinde bir höyük üzerinde bulunan A Alanı yerleşiminin kazıldığı bir kaya barınak bulunmaktaydı. Höyükte yer yer MÖ 9. bin yıl materyali üzerinde bulunan Roma-Bizans yerleşimine ait, büyük ölçüde aşınmış kalıntılar ve erken Bronz çağı yerleşimi ve ona ait mezarlık bulundu. (A) yerleşiminde sadece 3 x 1 boyutlarında küçük bir açma ile MÖ 9. binyıla ait katlar açığa çıkarılmıştır. Bu kazılar mikrolitler içeren artefakt kümeleri ile birlikte (karbon yöntemi ile) MÖ 8500-8000 yıllarını göstermektedir. Bu artefaktlar bölgenin MÖ 8. binyıl’a ait Neolitik bir yerleşkeden ziyade, geç (Epi) Paleolitik döneme ait avlayıcı/toplayıcı toplulukların yaşadığı bir yerleşke olduğunu göstermektedir. Bu kazı bölgesi, bölgedeki avlayıcı/toplayıcı veya tarım veya hayvancılık ile uğraşan en son toplulukları temsil etmektedir ve dolayısıyla, yukarıda bahsettiğimiz hususları anlamamıza yardımcı olacaktır. Kaya barınakta bulunan B alanı tarım ve hayvancılık ile uğraşan göçebe grupların olası kamp yerlerini açığa çıkarmıştır; burası Kuzey-Batı yönünde, 32 kilometre uzaklıktaki Çatalhöyük ile çağdaş olup, Geç Neolitik dönemden biraz daha sonraki döneme aittir.

Yapılan bu kazılar 2003 sezonu için planlanan hedeflerin çerçevesini çizmiştir. Yapısal kalıntılara ve bu bögedeki aktivitelerin özelliklerine ve buradan elde edilen verilere dayalı olarak, bu toplumun göçebe mi ya da yerleşik bir toplum mu olduğunu anlamamız açısından MÖ 9. binyıla ait olan bu alanın yeteri kadar kazılması gerekliydi. Bölgenin yabani florasını, faunasını ve çevresini ve buradaki toplumun bitki ve hayvan ekonomisini araştırmak için, buradan, fazla miktarlarda hayvan kemikleri ve özellikle bitki örnekleri ortaya çikarmamız gerekiyordu. Buradaki yerleşimin ayrıntılarını, süresini ve yapısını daha iyi saptamak amacıyla kaya barınak alanındaki neolitik örneklerin araştırılmasına devam etmek istedik. Özellikle, göçebe grupların kamp yerleri ile ilgili verilerin açığa kavuşturulması, Çatalhöyük’ün çevresindeki bu bölgenin göçebe gruplar tarafindan kullanımının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Ana hedeflere ulaşılmasına ek olarak, kazı bölgesindeki Erken Bronz Çağı ve Roma-Bizans yerleşimlerinin yapısı ve zamanı hakkında biraz daha fazla bilgi edinmek amaçlandı. Özellikle, bölgedeki Erken Broz Çağı dönemine ait seramik ürünlerin analiz edilmesi gerekmektedir. Tarım açısından çok uygun bir yer olmayan bu bölge Konya Ovası’ndaki Erken Bronz Çağı için olağan dışı bir yerleşim yeridir. Belirgin olarak Erken Bronz çağı’na ait olan bu yerleşimin yapısının ve idaresinin anlaşılması Konya Ovası’nin Erken Bronz Çağı’nı anlamamıza önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.

Kurtarma Çalışmaları

Bütün MÖ 9. ve 7. binyıl birikintileri suda yüzdürme işlemine (flotasyona) tabi tutuldu. Ağır rezidü 0.25 mm’lik ağda tutuldu. Bu rezidü eleme tekniği ile birkaç fraksiyona ayrıldı, halihazırda 0.5 mm’lik fraksiyonların ayrılması çalışması yapılmaktadır.

Ayıklanan 0.25 mikro-fauna yönünden işleme tabi tutulacaktır. Erken Bronz Çağı tortuları flotasyon işlemine tabi tutulacak, geriye kalan %50’si 4 mm’lik bir elekte kuru olarak elenecektir. Erken Bronz Çağı sonrasına ait tortular kuru elemeye ve kontaminasyonun en az olduğu düşünülen bir miktar içerik flotasyona tabi tutulmuştur. Bütüm tortuların miktarı ölçülmüştür. Bütün içeriklerden arşiv ve fitolit örnekleri alınmıştır. Her fırsatta C14 örnekleri alınmıştır. Wendy Mathhews tarafından kesitlerden mikro-morfolojik örnekleme yapılmıştır.

MÖ 9. binyıl

Kaya barınağın batısındaki az daha yüksek alanda, üç açma (A, C ve D alanları) açılmıştır. Bu küçük höyüğün üzerini, tamamı olmasa da, büyük bir kısmını kapsayan, tahminen 0.25 hektarlık bir alanda MÖ 9. binyıla ait bir yerleşim açığa çıkarılmıştır. A alanı 1994’de açılan açmanın devamıdır. MÖ 9. binyıl yerleşimi A ve D alanlarında en az 0.7 m derinliktedir, bu yerleşimin yoğunluğunun ve uzun ömürlü olduğunun işaretidir. A ve D açmalarından 9. binyılın yapılarına ve özelliklerine ilişkin veriler elde edilmiştir. Yapılar birden fazla elemandan oluşmaktadır. Hiç bir yapı bütün olarak ortaya çıkarılmadığından bu elemanların birbirine benzer nitelikteki yapılara mı ait olduğu ya da binaların özelliklerinin birbirinden oldukça farklı mı olduğu konusunda emin değiliz. Bu elemanlar büyük, eğri çizgisel sıva astarlı parçalardan oluşmaktadır (D açmasında bir örnek sergilenmiştir). Buna ek olarak, A alanının güney batı köşesinde, saz/kamış ve tahta izlenimli kil/kireç parçalarının oluşturduğu kalıntı kitlesinden de (Şekil 1) anlaşılacağı gibi, bazı yapıların odun ve killi malzeme (wattle ve daub)’den oluşan üst yapıları olduğu varsayılmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki killi/kireçli toprak malzemeden yapılmış bir dikmenin özellikleri bunun da bir 9.binyıl yapısına ait bir parça olduğunu düşündürmektedir. Bu A alanının doğu kısmında yer almaktadır. Bununla birlikte, bir yarıkta bulunduğu için ve 9. binyıl katmanının üst kısmında yer almasından dolayı, kazının bu aşamasında, bunun Erken Bronz Çağı’na ait olması olasılığını tümüyle dışlayamayız.

A alanı, burada MÖ 9.binyıl yerleşimine ilişkin başka kanıtlar da sağlamıştır. Açmanın güney doğusunda büyük, yassımsı bir taş görülmüştür. Açmanın güney batı köşesinde, odun ve killi malzeme (wattle ve daub) yıkıntısının üzerindeki bir çukurun içinin çoğunlukla yaban öküzü (aurochs) ve yaban atı (equid)’ndan oluşan taş ve hayvan kemikleri ile dolu olduğu görülmektedir.

Ayrıca 9. binyıl kalıntılarının üst kısmında, 1994’de kazılan 10 yaşındaki bir çocuğa ait gömünün yakınında, kısmen mafsallı, insan kemiklerinin olduğu bir gömü mezar ortaya çıkardık. Bu alanın küçük bir mezarlık olduğu düşünülmektedir. Bu 18-20 yaşlarındaki iskeletin kafatası yoktur ve iskelet sıkıca birbirine bağlanmış vaziyettedir (Lorenz, kişisel iletişim). Bulunan bu iskeletin güneyinde obsidiyen kalıntı konsantrasyonu bulunmuştur.

1994 yılında daha fazla büyüklükte fauna ve kömürleşmiş bitki kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Eleni Asouti ve Andy Fairbairn’in çalışması henüz erken safhadadır. Kömürleşmiş kalıntının çitlembik ve badem içermesi Asouti’nin kazı alanının yakınında açık kuru ağaçlık bir alan olduğu görüşünü desteklemektedir. Bunun daha geniş paleoçevresel yapılanmalar açısından önemli sonuçları vardır. Ayrıca kuru yemiş kalıntılarının tesbit edilmesi, bize bitkisel gıdalara ilişkin bazı ipuçları verecektir. Buna ek olarak, önemli miktarda öğütme taşı parçalarının bulunması, bitkisel gıdaların beslenmede önemli bir yeri olabileceğinin bir işareti olabilir. Gıdaların bazılarının ekilmiş olup olmaması heyecan verici bir sorudur. Fauna üzerine çalışan Denise Carruthers, yabani öküz ve at (aurochs ve equid) yoğunluğunu tesbit ederek, yerel büyükbaş memeli hayvanların avlanmasının önemine işaret etmiştir.

Yontulmuş taş alet buluntuları arasında, mikrolitler çoğunlukta olan formal aletlerdir ve önemli oranda değişkenlik göstermektedir. Obsidiyen ağırlıkta olmak üzere, hem çakmaktaşı hem de obsidiyen malzeme kullanılmıştır. Yüksek oranda obsidiyen malzemenin bulunması, zaten 9. binyılda İç Anadolu’da yaygın olarak bulunan bu materyalin uzak mesafelerden tedarik edildiğinin göstergesidir. Buluntuların mikrolitik niteliği 9.bin yılda buradaki toplulukların erken dönemlerdeki alet yapımı geleneklerini sürdürdüklerini gösterir. Dolayısıyla, oldukça önemli orandaki bu yerleşim kalıntılarına dayanarak, yerel toplulukları belgeleyebilir ve olasılıkla bitkisel gıdalardan önemli ölçüde faydalanabiliriz. Bu özellikler 11-9. binyılda Yakın Doğu’da bulunan diğer toplulukların özelliklerinin çoğu ile bir benzerlik gösterir. Bununla birlikte, buradaki yerleşim MÖ 8000’lerde Aşıklı’da yaşamış olan topluluklarınki ile önemli ölçüde kontrast oluşturmaktadır. Birkaç yüzyıl içinde, güney-doğu’ya özgü çiftçilik ve yerleşim uygulamalarına uyum sağlayan bu gruplar dramatik bir dönüşüm göstermişlerdir veya gelen çiftçiler bunların yerini almıştır.

MÖ 7. binyıl

Kaya barınakta bulunan B Alanı’ndaki MÖ 7. binyıl yerleşiminde iki ana etkinlik birbirinden ayrılmaktadır. Bunlardan ilki, ocak yerleri ve ateş yakılan, geniş düzensiz oval çukurlardır, daha sonra, bunların içleri diğer aktivitelerin yanısıra, yemek hazırlanması ve tüketimini gösteren taş ve kemik parçaları kitlesi ile dolmuştur. Bu özellikler derin eğriçizgisel, yüksek kenarı kayanın yüzüne bakan, taş parçalarından oluşan bir duvar ile sınır yapan, bir çukur ile kesilmektedir. Başlangıçta burası pekala bir meskene ait bir yapı olabilir fakat izleyen dönemlerde bu yapının içinde çeşitli yıkıntılar içeren dolgu birikmiştir.

Faunal kalıntılar, olasılıkla avlanmış olan, yaban öküzü (aurochs) ve yabani at (equid)’tan oluşmaktadır. Çatalhöyük’te bulunanlara benzer olarak, birkaç sayıda obsidiyen maddeden ok/mızrak uçları bulunmuştur (Şekil 2). Ayrıca, yapının içinde, özellikle sonradan biriken maddeler arasında, önemli miktarda evcil koyun kalıntısı bulundu. Bunların arasında birçok fötus ve yenidoğan kuzu kalıntısı bulunmuştur, bu da bir mevsimsel bağlantıyı düşündürür ve dolayısıyla, Şubat-Nisan yerleşiminin önemli bir işaretidir. Bu durum, bölgenin mimari özelliğine bakarak, burasının Çatalhöyük bölgesi civarında dolaşan avcılar ve hayvan sürüleri için düzenli bir kamp yeri olduğu izlenmini desteklemektedir. Bununla birlikte, bu yerleşimin tam olarak yapısını anlamak ek araştırmayı gerektirmektedir. Bu grubun kışın sonlarına doğru ve bahar aylarında bölgede bulunması, kışın gıdanın azaldığı, Çatalhöyük civarınında sel baskınların olduğu ve koyunların ortadan kaybolduğu bir döneme rastlamaktadır. Ayrıca hayvan kemikleri içeren plaster/sıva objeler dikkat çekmektedir (Şekil 3). Bu şüphesiz Çatalhöyük’teki plaster/sıva ve kemik ilişkisi ile benzerlik gösterir, ama çok daha farklı bir şekil gösterir. Bu parçalardan hiç birinin buradaki yapılara bağlı eşyalardan çıktığı sanılmamaktadır, ve birkaç sayıda sıva objenin açıkca bağımsız olarak yapıldığı görülmüştür. Bu fenomen Çatalhöyük civarına özgü adet ve törenleri destekler niteliktedir.

B Alanı’ndaki 7. binyıl yerleşimi 1.2 m’lik yıkıntının üzerinde yeralır. Bu daha geç dönem yerleşimin altında, kaya barınakta daha erken bir yerleşimin olduğunu destekleyen veriler elde edilmiştir. B Alanında henüz tarihleme yapılmamıştır.

Erken Bronz Çağı

Şimdi açıkça görülmektedir ki, kaya barınağın yanından başlayan ve batıya dogru küçük höyüğe kadar uzanan bölgedeki Erken Bronz Çağı yerleşimi bu alanda bulunan en geniş yerleşimlerden biridir. Yapılan kazılar, içlerinde A Alanı’nda bulunan, çok odalı, düz kenarlı bir yapı dahil olmak üzere çeşitli yapıları ortaya çıkarmıştır. Bir taş duvar temeli, ilgili açmanın batı kenarı boyunca kuzey-güney yönünde uzanmaktadır. Sıva yüzeyler bu duvarın batı ve doğusu ile ilişkilidir. Doğudaki oda, uzun bir yerleşim dönemi sonrasında kerpiç duvar ile bölünmüştür Bu binanın yapısıyla ilintili, içinde iki küçük çocuk ve beraberinde çanak/çömlek olan bir kuyu mezar vardır. 1994 yılında, doğu odasının sıva tabanından sonraki döneme ait, fakat kuzey-güney duvar temeli ile ilişkili gibi görünen, bir pitos gömü bulunmuştur, dolayısıyla, bu gömü büyük olasılıkla bina halen ayaktayken gömülmüştür.

D alanı çan şeklindeki depo amaçlı kullanılan çukurlar Erken Bronz Çagı’na ait yerleşimin erken dönemlerine aittir. Ayrıca üzerini yoğun olarak kerpiç kalıntılarının kapladığı çeşitli yüzeyler vardı.

Bulunan seramikler Erken Bronz Çağı’nın tek bir dönemi ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir (olasılıkla erken dönem), bu da bölgedeki Erken Bronz Çagı dönemini açıklamamıza yardımcı olacaktır.

MS 4. yüzyıl ve MS 7.yüzyıl sonrası aktivite

A ve C alanlarındaki Erken Bronz tabakaları üzerinde, olasılıkla Roma-Bizans dönemi yerleşimine ait, düzgün sınırlı, dağınık bina kalıntıları vardır. Bu dönemden kalan sikkelerin çoğunluğu MS 4. yüzyıla aittir (French, kişisel iletişim). Özellikle C Alanı’nda tek parça taş duvar temeli açmanın kuzey-batı güney-doğusu boyunca geçmektedir ve her ne kadar, bu döneme ait yerleşim kalıntıları arasında döneme ilişkin az sayıda artefakt parça bulunsa da, olasılıkla bu döneme aittir. Bu binanin muhtemelen köşesi olan yerde taş sıralı bir ambar yapılmıştı.

Bunları kesen ve C ve D alanlarının daha erken tabakalarında bir sıra mezar dikkati çekmektedir. Kazı yerindeki küçük höyüğün bulunduğu alanın büyük bir kısmın bu dönemde bir mezarlık olduğu görünmektedir. C ve D Alanları’nda iki tane ayırıcı özelliği olan mezar vardır. Bunlar dikdörtgenimsi veya oval bir çukurun açılmasını gerektirmiştir, bu çukurun güney kısmını kesen yerde yatık levhalar ve sıva ile kaplanmış mezar odası vardır. Gömütler sırt üstü veya sağa doğru, baş batı yönünde ve güneye bakar şekilde yatırılmışlardır. C Alanı’ndaki gömüt yetişkin bir kadına ve D Alanı’ndaki gömüt ise yetişkin bir erkeğe aittir. D Alanı’ndaki gömünün içinde bulunan bir sikke burasının 7.yüzyıl sonrasına, olasılıkla Orta Bizans ya da Selçuklu dönemine ait olduğunu göstermektedir. Bu mezarın muhtemelen en doğu ucu A Alanı’nın batı kenarında da açığa çıkarılmıştır. C ve D Alanları’nda aynı döneme ait başka gömüler bulunmaktadır. C Alanı’nda, büyük mezarın kuzey batı kenarında bir fötüs gömütü vardır. D Alanı’nda ise, yetişkinlerinkine benzer konumda yatan bir çocuk, mezar boşluğunun yukarı kısmının uzun ekseni boyunca, mezar olduğunu gösteren sıra taşların olduğu, yuvarlak bir çukurda gömülmüştür. D Alanı’nda, olasılıkla bunlara benzer olan fakat henüz açılmamış, 2 ayrı gömü tesbit edilmiştir.

2004 yılı çalışmaları için öncelikler

Dokuzuncu binyıl yerleşimi ile ilgili hala öğrenecek çok şeyin olduğu açıktır. Özellikle meydana çıkardığımız 9.binyıla ait yapıların tabiatını ve farklılıklarını ortaya koymak önemlidir. Dayanıklı kerpiçten yapılan duvarlar bu yapıların bir özelliği miydi? Binalar düzenli olarak tahta ve kil malzemeden yapılan (wattle ve daub) üst yapı birimleri ve sıva kaplı alt yapı birimlerinden mi oluşuyordu? Bu yapı birimlerinin kullanım amaçları neydi? Bu yapı parçalarının gün ışışığına çıkarılmış olması sayesinde, gerekli bilgilere göreceli olarak kolay erişilebilir. Ayrıca daha fazla 9.binyıla ait gömülerin bulunması olasılığı yüksektir. Bu, çok farklı ölü gömme adetlerinin, sağlık ve beslenmenin niteliğini ortaya koymak açısından önemlidir. Ortaya çıkarılan iki gömü bu anlamada çok bilgi verici olmuştur. Ayrıca daha fazla sayıda fauna, flora ve artefakt örneklerine gereksinim vardır.

Kaya barınakta, B Alanı’nda bulunan MÖ 7. binyıl yerleşimini daha fazla açıklayabiliriz; daha erken Neolitik döneme ait bir yerleşim olup olmadığını anlamak ve ozellikle ilginç olanı, MÖ 7.binyıl yerleşiminin altında bulunan 1.2 metrelik taş yığınının altındaki yerleşim katmanını tarihlemek ve yapısını araştırmak için daha kapsamlı kazı yapmamız gereklidir. Bu yerleşim yeri, simdiye kadar açığa çıkarışan Neolitik dönemden çok daha öncesi döneme ait olabilir.

Proje ile ilgili ayrıntılı bilgiler aşağıdaki internet sitesinde yer alacaktır:

http://www.liv.ac.uk/sacos/research/projects/pinarbasi/index.html

Dr. Douglas Baird

Liverpool Üniversitesi

Etiketler:

Karaman Pınarbaşı Kazısı 2005

DR.DOUGLAS BAIRD VE EKİBİNİN PINARBAŞI KAZISINDA ELDE EDİLEN MALZEMELER ÜZERİNDE 2005 YILI İÇERİSİNDE YAPTIKLARI ÇALIŞMALAR HAKKINDA RAPOR

Karaman İli Merkez İlçeye bağlı Süleymanhacı Köyü sınırları içerisinde bulunan Pınarbaşı Höyüğünde 1994,1995,2003 ve 2004 yıllarında Karaman Müze Müdürlüğü Başkanlığında, İngiltere Liverpool Üniversitesinde görevli Dr. Douglas BAIRD’in bilimsel danışmanlığında yürütülen kazı çalışmalarında elde edilen ve müze depolarında muhafaza edilen malzeme üzerinde 2005 yılında yapılan bilimsel çalışmalar Bakanlığımız Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünün ilgi sayılı izinleri ile 03/08/2005 tarihinde başlamış ve 29/09/2005 tarihinde tamamlanmıştır.

Yapılan bilimsel çalışmalarda; Pınarbaşı kazıları sonucunda Epipaleolitik, 9’uncu bin, 7’nci bin ve Tunç Çağına tarihlenen tabakalardan elde edilen çok miktardaki toprak örnekleri, sulu elek ve yüzdürme (flotation) işlemine tabi tutularak karbonlaşmış bitki kalıntıları ayrıştırılmıştır. Bu aynı zamanda diğer kalıntılarında bu şekilde elenmesine ve ayrıştırılmasına yardımcı olmuştur. Yapılan bu işlemlerden sonra kalıntılar hayvan kemiği, balık kemiği, kabuklu hayvanlar, çakmak taşı ve obsidien olmak üzere buluntu gruplarına ayrılmıştır.
Ayrıca çok miktarda toprak örnekleri de yukarıda belirtilen işleme tabi tutulmadan kuru elek sisteminden geçirilerek arkeolojik buluntularla çevresel anlamda bilgi edinmemize olanak sağlayacak buluntu gruplarına ayrılmıştır.

Daha çok öğrenciler tarafından yürütülen yukarıda belirtilen çalışmalar yapılırken elde edilen buluntular uzmanlık alanlarına göre uzman ekibe getirilmiş ve burada bilimsel olarak incelemeye alınmışlardır.

Uzmanlar ve Çalışmaları:

Dr. Andrev FAİRBAİRN (Avustralya Ulusal Üniversitesi) Paleobotanik çalışmaları, flotasyon örnekleri üzerinde çalıştı. Ayrıca bitki tohumlarının analizlerini ve tanımlamalarını yapmıştır.

Dr. Kirsi LORENTZ (Newcastle Üniversitesi) İnsan kemikleri üzerinde yaptığı çalışmasında yerleşmedeki tüm dönemlere ait insan kemikleri temizlenerek kayıtları yapılmış, ayrıca epipaleolitik ve 9’uncu bine ait olanlarının patolojik ve diğer öğeleri kayıt altına alınmıştır.

Dr. Anne PİRİE (Reading Üniversitesi) Epipaleolitik taş alet endüstrisi üzerine yaptığı çalışmada, çok sayıda epipaleolitik döneme ait yontma taş aletler kayıt altına alınmıştır.

Dr. Ruby Ceron CARRASCO (Edinburg Üniversitesi) Balık ve kabuklu hayvan kalıntıları üzerinde yaptığı çalışmada, deniz kabuklarından yapılmış boncuklar tanımlandı ayrıca 1 ve 2 mm lik eleklerden geçirilen toprak içerisinden balık kemikleri tanımlandı ve üzerlerinde çalışıldı.

Doktora Araştırmacısı Adnan BAYSAL (Yüzüncü Yıl Üniversitesi) Öğütme taşları üzerinde yaptığı çalışmada kazıda ele geçen tüm öğütme taşları kayıtlandı ve çalışıldı.

Doktora Araştırmacısı Samantha HEMSLEY (Liverpool Üniversitesi) Pınarbaşının İlk Tunç Çağı üzerine çalıştı ve tüm Bronz Çağı seramiğine ait kayıtları tamamladı.

Doktora Araştırmacısı Catherina EDWARDS (Liverpool Üniversitesi) 9 uncu bin yontma taş endüstrisine ait çok sayıda alet üzerinde çalıştı.

Doktora Araştırmacısı Emma TWİGGER (Liverpool Üniversitesi) Boncuklar üzerine yaptığı çalışmalarda çok sayıda boncuk temizlenerek çizimleri yapıldı ve detaylı bir katolog hazırlandı.

Uzmanlar tarafından ayrılan ve analiz için yurdışındaki laboratuarlara götürülmek istenen analiz malzemeleri de Müzede oluşturulan komisyon tarafından incelendikten sonra yurtışına çıkarılmasında sakınca görülmeyenler mühürlü kutular içerisinde ilgili araştırmacıya teslim edilmiştir.

Yapılan bu çalışmaların yanı sıra; Pınarbaşından çıkarılmış buluntuların sergileneceği bir vitrin tanzim edilerek sergilenecek eserlerin seçimleri yapılmış, ayrıca yeni bir vitrinde içerisine Pınarbaşının maketi yapılarak konmak üzere hazırlanmıştır.

Etiketler:

RUMELİ’NİN FETHİ VE TÜRKLEŞMESİ

RUMELİ’NİN FETHİ VE TÜRKLEŞMESİ

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumi 1296) yılında Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi’nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, Annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi, ilkokul öğretmeni olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi’dir.

Mustafa Kemal’in hem baba, hem de anne tarafından soyu Rumeli’nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu’dan göçürülerek, iskan edilen “Yörük” (Yürük) veya “Türkmenler”den gelmektedir. Bu nedenle, Atatürk’ün soyunun araştırılabilmesi ve anlaşılabilmesi bakımından önce, Rumeli’nin Türkler tarafindan fethedilmesi ve Türkleşmesi konusunun ortaya konulması gerekmektedir. Çünkü, hem bu fetih hareketinde, hem de fethedilen yerlerin Türkleştirilmesinde, tıpkı Anadolu’da olduğu gibi devletin dayandığı esas unsur, aşağıda işaret edilecek çeşitli sebeplerle Yörük, Yürük, Türkmen vb. değişik isimlerle anılan “konar-göçer” Türk unsurları olmuştur.

Prof. Dr. Tayyib Gökbilgin’in ifadeleriyle; “Yürükler, Oruç Bey’in de sarih surette bildirdiği gibi, Oğuzlardandır. Aşiret, taife, cemaat diye gösterilen, mesela, Türkmen aşireti, Yürük taifesi veya hususi ismiyle bilfarz Ogulbeyli cemaati olarak rastlanan Türk göçebe halk grupları etnik bakımdan ayrı şeyler olmayıp tek menşeden çıkan ve sonra tali gruplara ayrılarak veya muhtelif grupların birleşmesiyle yeni bir birlik vücuda getiren aynı Türk halk parçalarıdır.” “Tarihi kaynaklarımızda da bazen Türkmen bazen yürük olarak rastlanan, seyahatnamelerde bu suretle zikredilen bu Türk halkının menşei itibariyle katiyen Oğuzlardan bulunduğu XV. Asır müverrihlerinden olup da imparatorluğun kuruluş devri hakkında en eski malumatı verenlerden Oruç Bey’in bir münasebetle, (Bu Oğuz taifesi göçgüncü yürükler idi) şeklindeki ifadesiyle de sabittir.”

Genel olarak, teorik ve analitik bakımdan Yörüklerle ilgili en ciddi çalışmalardan birisini yapmış olan Prof. Dr. Mehmet Eröz’e göre “Yörük” sözü, “Yörümek fiilinden yapılma, Anadolu’ya gelip yurt tutan göçebe Oğuz boylarını (Türkmenleri) ifade eden bir kelimedir…Kelime sıfattır; aslı da (yüğrük) dür. Kelime sıfat halinde ileri, medeni, bilgili, cins ve halis manalarına gelir…Yüğrük kelimesinin kabiliyetli, dirayetli, cesur manalarına geldiğini biz de müşahede ettik…Bütün Yörükler, bu kelimenin (yörümek) fiilinden müştak olduğunu söylediler. Bize göre (göç) kısmi hareketi, (yörümek) umumi, bütün hayat boyunca yapıla gelen fiili gösteriyor…Yörük ve Türkmen aynı manaya gelmekte, Anadolu’ya gelen göçebe Oğuz Türklerini ifade etmektedir. Bütün vesikalar bu göçebelerin Orta Asya’dan geldiklerini göstermektedir…(Yörük) le (Türkmen) in aynı etnik zümreye alem olan iki kelime olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Arşiv vesikalarında bu iki elime müteradif, eş anlamlı olarak kullanılıyor: Türkman-ı Halep, Yörükan-ı Halep…ilh.”

Etiketler:

ATATÜRK’ÜN BABA SOYU:KIZIL OĞUZ YAHUT “KOCACIK” YÖRÜKLERİ

ATATÜRK’ÜN BABA SOYU:KIZIL OĞUZ YAHUT “KOCACIK” YÖRÜKLERİ

Mustafa Kemal Atatürk’ün baba soyu, Aydın/Söke’den gelerek Manastır Vilayeti’nin Debre-i Bala Sancağı’na bağlı Kocacık’a yerleşmişlerdir. Aile sonradan (muhtemelen 1830’larda) Selanik’e göç etmiş; Ali Rıza Efendi de muhtemelen 1839’da Selanik’te dünyaya gelmiştir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet’in taşıdığı “kızıl” lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan “Kocacık”’ın da gösterdiği üzere; Mustafa Kemal’in baba tarafından soyu Anadolu’nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan “Kızıl-Oğuz” yahut “Kocacık Yörükleri, Türkmenleri” nden gelmektedir.

Atatürk’ün babasının soyu ile ilgili bilinenleri ortaya koymadan önce tarihi devamlılığı gösterebilmek için, Kızıl Oğuzlar ve Kocacıklar ile ilgili belgelere dayalı bilgilerin bilinmesi ve ailenin serüvenini bu temel üzerine oturtulması gerekmektedir. Böylece, Rumeli’nin Türkleşmesi ve Rumeli’nin Osmanlı Devleti dönemindeki teşkilatlanması içinde mesele daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Etiketler:

ALİ RIZA EFENDİ’NİN AİLESİ

Atatürk’ün soyu ile ilgili elimizdeki en sağlam bilgiler öncelikle kendisinin, annesinin, kardeşi Makbule Hanım’ın anlattıklarıdır. İkinci olarak, kendisini ve ailesini tanıyan Hacı Mehmet Somer gibi, kimi çocukluk arkadaşlarının verdiği bilgilerdir. Mustafa Kemal dahil aile fertlerinde kuvvetli bir “Yörük, Türkmen olma” bilinci vardır: Makbule Hanım, E. B. Şapolyo’nun sorduğu “babanız nerelidir?” sorusuna şu cevabi vermiştir: “Babam Ali Rıza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük sülalesindendir. Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk’e ‘Yörük nedir?’ Diye sordum. Ağabeyim de bana ‘Yürüyen Türkler’ dedi.” Yine Şapolyo’nun Ruşen Eşref Ünaydin’dan naklettigine göre, “Atatürk, çok kere benim atalarım Anadolu’dan Rumeli’ye gelmiş Yörük Türkmenlerdendir derlerdi.”
Yazının devamını okuyun »

Etiketler:
>